Dijital Dönüşüm diye bir ders…

Peter Drucker,  ‘bir konu tamamen gereksiz olduğunda, onu zorunlu ders yaparız’ demiş.

Sanırım bu sefer bizim zamanlama fena olmadı. Geçtiğimiz dönem Bilgi Üniversitesi MBA programında @ugurabi / Uğur Özmen ile beraber Yedi Cihan’ın hali hazırda en havalı konusu olarak görülen “Dijital Dönüşüm” (kısaca DD) üzerine verdiğimiz seçmeli ders bir hayli ilgi gördü 🙂

Geçen dönem fırının ilk ekmeği olmasına rağmen aldığımız geri bildirimler bize daha da cesaret verdi. Sevgili Uğur Özmen’in yaz boyunca büyük emek vermesiyle bu dönem ders müfredatına bazı ekler ve ince ayarlar da yaptık.

Her yeni ve karmaşıklaşmaya namzet çok-disiplinli konu gibi, bu mesele de filin tarifi hikayesine döndü. İstisnalarla beraber, bilişim teknolojileri tarafından gelen çoğu kişi için teknoloji determinizminin doruk yaptığı, teknolojiyi iyi yönetenin ve bilenin hakim olacağına inanılan, uzunca süreceği düşünülen, bu sebeple de ünvanların da değiştirilmesine sebep olan bir misyon olarak da görülüyor DD.

Kariyer basamaklarının kritik altlığı olmaya başlayan, CEO’nun ne gerek var diyemeyeceği kadar revaçta gördüğü, her departmanın sahiplenmeye çalıştığı, oysa gerçek anlamında silolardan oluşan departman kavramını önemsizleştiren bu süreci, sevgili öğrencilerimiz ve meslektaşlarımızla tartışma fırsatı buluyoruz bu derste.

DD ile ilgili tartıştığımız her konu başlığının sonrasında tüm öğrenciler seçtikleri sektörlerde bu kavramları uygulamaya yönelik ödev veya sunumlarla geliyorlar derse. Sınıfı öğrenciden ziyade profesyonel bir ekip çalışma ortamı gibi görmeye gayret ettiğimiz, bol ödevli, zaman zaman konuk konuşmacıları misafir ettiğimiz bir dönem oluyor.

Dönüşümün neden kaçınılmaz olduğunu bireyden başlayarak markaya, organizasyona, sürece, tüm tecrübenin tasarımına DD’nin neler yaptığını her hafta güncel örneklerle işliyoruz. Bu süreçte en kritik şeylerden biri de, DD’nin ne olmadığını anlatma konusunda geçirdiğimiz zaman.

Dersin ilk ve temel kavramlarından biri şu: Hayatın içerisindeki pratiklere sızmış olan Dijital, bir birey olarak insanı ve insanın hayatını nasıl değiştirir? Değiştirir mi? “Abartmayın, dijital beni değiştirmez, hayatımı kolaylaştırır, beni başka biri tabii ki yapamaz”-cılarla, “hocam hangi teknoloji en önemlisi?” sorusunun önemsizliğini kavramaya ramak kalanlar, önce kitabi bilgiler ardından da uygulamalı konular arasında mekik dokuyor, ders sonunda da bambaşka bir perspektifle (biz de dahil) dönemi bitiriyoruz.

Affınıza sığınarak,bireyin dijitalle imtihanını felsefi olarak yorumlayamayan hiç kimsenin ve hiç bir kurumun, gerek dijital dönüşüm gerekse herhangi bir değişim yönetimi konusunda başarı elde edemeyeceğini düşünüyorum. Elimizde tuttuğumuz cep telefonunu  hayatımı kolaylaştıran / kullandığım teknolojilerden biri diyerek geçiştirmek, dijitalin performatif (edimsel) olarak hayatımızda durduğunu, bunun bizleri ekonomi-politik etkenlerle şekillendirdiğini, bu şekillenmenin davranışsal pek çok sonucu olduğunu ve bu sonuçları teknolojik oyuncakların, teknolojik bilgi ve tecrübeye sahip olmanın büyüsüne kapılıp sadece sebep olarak kabul etmenin de DD kavramını yanlış anlamanın harika bir reçetesi olduğunu düşünüyorum. Dijitali ve dijital dönüşümü bir fetiş olarak görmenin ötesine geçmek isteyenler için ise zor ama tatmin edici bir dönem yaşıyoruz. Zor çünkü herkesin farklı dilden konuştuğu bir tiyatro oyununu anlamaya çalışıyorsunuz. Oyuncu değil, seyirci tarafında oturarak bu oyunu anlamamız ve yönetmemiz gerekiyor.

‘Bizim Departmanın işi..’ gibi kompartımanlaşmış düşünce modellerinden uzaklaşabilmek, süreci müşteri deneyim tasarımı olarak görüp, başka hiçbir şey olarak görmemeyi başarabilmek, teknolojiyi bilen için bunu rafa kaldırıp, tasarımsal düşünceyi (design thinking) idrak edebilmek, teknolojiyi bilmeyen için gözü kapalı karanlık bir havuza atlayıp teknolojik olanla insan arasında yaşanan ilişkinin doğasını pratikte keşfetmeye çalışmak, bilmediğini kabul etmek, bilmeyenden ama yapandan/ikna edilmesi gerekenden öğrenilecek ne olduğunu bulabilmek, bunlardan bazıları.

Bu derste, bir iş modeline ait “Değer Önerisi Kanvası”nı da (Value Proposition Canvas) özellikle konuşuyoruz. Konuşuyoruz çünkü değer önerisini doğru ortaya koyamayan bir dijital dönüşüm projesi, yanlış modeli mükemmel işleyen teknolojilerle sürtünmesiz hale getirdiğinde, parayı kazanan kendini bilmez danışmanlardan başkası olamıyor.

Değer önerisi kavramının dijitalden nasıl etkilendiğini, iş modeli kanvasını anlamanın, aslında işin özünün de dönüşmesi anlamına gelen dijital dönüşümü kavramakta ne kadar önemli olduğunu, sektörel uygulama alanları üzerinde tartışıyoruz.

Dijital dönüşüm zamanın hararetli tartışılan kavramlarından biri. 18 yıl önce ortaklarımla beraber kurduğum şirkete “Dijital Dönüşüm Ajanları” deme gafletinde bulunmuş ve çevremizde bizimle dalga geçmeyen bir tek arkadaşımızın kalmamasını itina ile sağlamıştık :)) Şu anda “profesyonel ortamlarda” “Dijital Dönüşüm” demeyeni neredeyse dövüyorlar! Dijital dönüşüm daha çok konuşulacak, ama sanırım tozun da dumanın da biraz yere inmesi gerekiyor. Endüstrideki pratik birikimi cebe koyup bu pratikten hiç uzaklaşmadan meselelere daha bütünsel ve felsefi bir yaklaşım geliştirebildiğimizde her kavramla ilişkimiz de olgunlaşıyor, neyi bilmediğimizi daha iyi anlayarak öğrenmeye devam ediyoruz. Dijital Dönüşüm konusunda tam da ihtiyacımız olan şey bu galiba.

Dersi seçen tüm meslektaşlarıma eğlenceli, öğretici ve başarılı bir dönem diliyorum.

Serhat Akkılıç / @sakkilic

1 comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *